Ben Seni (Rağmen) Seviyorum

Yayınlandı: Haziran 29, 2008 / Hayata Dair

Sevgi Üç Türlüdür

Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış. “Dünyada sevilmek istemeyen kişi
yok gibidir” diye başlıyor.

– “Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyormuyuz?” diye soruyor…Sonra
anlatmaya başlıyor:

– “Sevgi üç türlüdür!..”

Birincinin adı “Eğer” türü sevgi!.. Belli beklentileri karşılarsak bize
verilecek sevgiye bu adı takmış yazar..

Örnekler veriyor: Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer
başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim
beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome “En çok rastlanan sevgi
türü budur” diyor. Bir şarta bağlı sevgi.. Karşılık bekleyen sevgi..
“Sevenin,istediği birşeyin sağlanması karşılığı olarak vaad edilen bir sevgi
türüdür bu” diyor yazar..

– “Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi, karşılığı bir şey
kazanmaktır.” Yazara göre evliliklerin pek çoğu “Eğer” türü sevgi üzerine
kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek
hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor
ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde de,
düşkırıklıkları başlıyor. Sevgi giderek nefrete dönüşüyor. En saf olması
gereken anne baba sevgisinde bile “Eğer” türüne rastlanıyor.

Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını
kazanarak babasını mutlu etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama
kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali
yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına
gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle “Sınavları kazanamadın. Bir de
utanmadan Hakone’ye gittin” diye bağırıyor. Delikanlı “Ama baba, vaktiyle
sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini
anlatmıştın” diyor. Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da
intihar ediyor. “Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu
söylediler, yanılıyorlardı” diyor yazar..

– “Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki
beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı!..” İnsanlar “Eğer” türü sevginin
üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında.. “Bu sevginin varlığını ve
nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç adamın yaptığı gibi, yaşamı
sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya
kaldığımızda önemli rol oynayabilir” diyor, Masumi Toyotome.. İlginç
değilmi?..

İkinci türe geçiyoruz: “Çünkü” türü sevgi… Toyotome bu tür sevgiyi
şöyle tarif ediyor: “Bu tür sevgide kişi, birşey olduğu, birşeye sahip
olduğu ya da birşey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip
olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır”.

Örnek mi?.. “Seni seviyorum”. Çünkü çok güzelsin. (Yakışıklısın!)” “Seni
seviyorum”. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki..”
“Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki..” “Seni
seviyorum.Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere
götürüyorsun ki..

– ” Yazar, Çünkü türü sevginin, Eğer türü sevgiye tercih edileceğini
anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve
ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik
yüzünden sevilmemiz, hoş birşeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi
sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi
onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır.

Ama derin düşünürseniz, bu türün, “Eğer” türünden temelde pek farklı
olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana..
İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına
yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz
daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini
sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma
gayretkeşliği ve rekabet girer.

Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı,
yeni gelen kıza içerler. Üstü açık BMW’si ile hava atan delikanlı, Ferrari
ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler.

“O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?” diye soruyor,
Toyotome.. “Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz” diyor.

Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var..
Birincisi.. “Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?” korkusu.. Tüm
insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri.. Öteki yalnızca
kendilerinin bildiği..”İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi
terkederlerse” korkusu buradan doğar. İkincisi de.. “Ya günün birinde
değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa..” endişesidir.

Japonya’da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan
kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup
onu terketmiş. Daha acısı.. Aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye
ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını.. Sahip olduğu sevgi,
sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok
olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından
ölmüş..

Japon yazar “Toplumlardaki sevgilerin çoğu ‘Çünkü’ türündendir ve bu tür
sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür” diyor..

Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?..”Ve işte sevgilerin
en gerçeği!.

* * * “Üçüncü tür sevgi benim ‘Rağmen’ diye adlandırdığım türdür” ***
diyor yazar.

Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında birşey beklenmediği için
“Eğer” türü sevgiden farklı bu.. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine
dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için “Çünkü” türü
sevgide değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan “Birşey olduğu için” değil,
“Birşey olmasına rağmen” sevilir. Güzelliğe bakar mısınız?.. Rağmen sevgi..

Esmeralda, Qusimodo’yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına
“rağmen” sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda’ya çingene
olmasına “rağmen” tapar!..”Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil
insanı olabilir. Bunlara ‘rağmen’ sevilebilir. Tabii bu sevgiyle
karşılaşması şartı ile..

– ” Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi
kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü
geçmişine “rağmen” olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok
değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.

Japon yazar “Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur” diyor. “Farkında
olsanızda,olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev,
aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir.” Bunun böyle olduğundan
nasıl emin?.. Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor..
Şu soruma cevap verin” diyor.

– “Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve
hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile,
zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmezmiydiniz?.. Kendi kendinize
‘Yaşamamın ne yararı var’ diye sormaz mıydınız?..” Devam ediyor Toyotome..

– “Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini
anladığınızı bir düşünün.. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmezmiydi?.
O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?.”

– “Diyelim sıradan bir yaşamınız var.. Günlük yaşıyorsunuz. Günün
birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa,
kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?..” diye soruyor ve yanıtlıyor:

– “Böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice
dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar.” Toyotome, hem de nasıl iddialı
savunuyor “Rağmen” sevgiyi.. “Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni
‘Rağmen’ türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da birgün bu sevgiyi bulacağınıza
inancınızdır.”

Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome.. “Bugün yaşadığımız toplumda
herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı
var.. Kimsede başkasına verecek fazlası yok” diye açıklıyor..

Anlatıyor.. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var?.. Yazara göre,
açlığımızı biraz bastıracak kadar.. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah
açıcılar gibi.. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına
tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç
olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi
doyurmasını bekliyoruz.. Hani nerede?.. Hepsi o.. Ve asıl çarpıcı cümle en
sonda.. “Dünyadaki en büyük kıtlık, ‘rağmen’ türü sevginin yeterince
olmayışıdır!..”

Reklamlar
yorum
  1. Erdi dedi ki:

    hıncal uluc un başka yazısı yokmuydu?

  2. gRKm dedi ki:

    bence harika bi yazi tavsiye ederim anlamini gorerek okursak belki bisiler ogrenebiliriz sevgi hakkinda

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s