ESMÂÜ'L-HÜSNÂ

Yayınlandı: Aralık 28, 2008 / Genel Yazılar
Etiketler:


ESMÂÜ’L-HÜSNÂ

Cenâb-ı Allah’ın güzel isimleri.

Yasadığımız dünya, felekler, yıldızlar, ay ve güneş birer âlemdir. Bütün bu
âlemler bir ahenk içindedirler. Bu, Allah’ın Rab sıfatının bir tecellisidir.
Dünyadaki düzenin kaidelerini koyup, varlıkları bir ahenk içinde yaşatma da Rab
sıfatının gereğidir.

Doğmamız, büyümemiz, ölmemiz, insanlardâki yücelik, ahlâk, terbiye, kemal hep
Rubûbiyet sıfatının yansımasındandır. Gözün görmesi, aklın ermesi, bütün iş ve
hareketler, olma ve oluşma Rab sıfatının bir tecellisidir. Onsuz bir hareket ve
düşünce yoktur.

Gerek Kur’ân-ı Kerîm’de gerek hâdis-i şeriflerde gecen birçok güzel ismi vardır.
Aslında bu isimleri iki grupta ele almak mümkündür:

a) Hak Teâlâ’nın zatına mahsus bir özel isim olan "Allah" lâfz-ı şerifi Ondan
başka bir varlık hakkında kullanılmamıştır. Kullanılması caiz değildir. Bu ismin
tesniyesi (ikil siğası) ve çoğulu da yoktur. Bir başka dile tercüme edilemez,
hiçbir kelime onun yerini tutamaz.

b) Allahu Teâlâ’nın ikinci gruba giren isimleri, sıfatlarından alınan
isimlerdir. Ayet ve hadislerde Cenâb-ı Hakk’ın pekçok güzel isminden bahsedilir.
Bunlardan her biri O’nun sıfatları ile ilgili ve onlardan alınan isimlerdir.
Rahman, Rahîm, Âlîm, Hâlik vs. gibi. Bu isimler bir başka dile tercüme
edilebilir. Meselâ, Hâlik ismi, yaratan veya yaratıcı olarak söylenebilir.
Müminin Allah hakkındaki inancı, O’nun zâtının mukâddes olduğu, diğer zat ve
eşyâyâ benzemediği, yüce sıfatlarla sıfatlandığıdır. Allah kendisini Esmâü’l-Hüsnâ
en güzel isimler ile isimlendirmiştir (el-A ‘râf, 7/180; el-İsrâ, 17/1 10; Tâhâ,
20/7; el-Haşr, 59/24). Doksan dokuz adet olan bu isimlerin basında "Allah gelir.
Diğer isimlerin hiçbiri anlam ve içerik itibarıyla "Allah" isminin yerini
alamaz. Bu nedenle, İslâm’a girecek kişi, "Lâ ilâhe İllâllah" der; "Lâ ilâhe
illarahman" demez. Namaza başlarken, "Allahü Ekber"der; "Rahman Ekber" diyemez.
Allahu Teâlâ’nın bütün isimleri güzeldir. Kur’an-ı Kerîm’de, "Allah’ın güzel
isimleri vardır. O halde Allah’a o güzel isimlerle dua edin" (el-A’râf, 7/180);

"De ki: "İster Allah deyip dua edin, ister Rahman deyip dua edin; hangisi ile
dua ederseniz edin, onun güzel isimleri vardır ” (el-İsrâ, 1 7/110)
buyurulmuştur

Peygamber efendimiz de bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: "Allahu Teâlâ’nın
doksan dokuz ismi vardır. O isimleri kim ezberlerse (sayar, manasını anlar ve
şuûruna ererse) cennete gider. şüphesiz, Allah tektir ve tek olmayı sever" (Buhârî,
Daavât, 68). Allahu Teâlâ’nın isimleri doksandokuz isimden ibaret değildir.
O’nun ayet ve hadislerde gecen başka isimleri de vardır. Yalnız Tirmizî ve İbn
Mâce’de geçen bir hadiste bu doksandokuz isim teker teker sayılmıştır. Bu
isimler şunlardır:

1) ALLAH:-Tüm isim ve sıfatlan kendinde toplayan yüce Allah’ın zatının, başka
hiçbir varlığa verilemeyen ismidir.

2) RABB: Terbiye eden, yaratan, besleyen, mâlik, en mükemmel, sahip tutan ve
idare eden anlamlarına gelir. Rabb ismi, yüce Allah’ın umûmî isimlerindendir.
Âlemlerin devamını sağlayan yüce Allah, onların Rabbi’dir. Allah’ın her türlü
eksiklikten münezzeh olan Rubûbiyeti ve O’nun neticesi olan terbiyesi, besleyip
büyütmesi olmasaydı, kainatta ne varlıktan, ne de tekâmül’den hiçbir eser
bulunmazdı. Eğer bir kemâlimiz, bir terbiyemiz, ölçülü bir şekilde doğmamız,
büyümemiz, yaşamamız ve ölmemiz varsa bunlarda yüce Allah’ın Rab sıfatının
yansımasını görmemek mümkün değildir. Bu âlemde görülen ve bilinen her şeyde
yüce Allah’ın sıfatlarının belirtisi vardır.

3) RAHMAN: Allah’ın pek merhametli, çok rahmet sahibi olması anlamlarına gelen
bir sıfat ismidir. Sıfat ismi olmakla beraber, bu ismin Allah’tan başkasına
verilmesi uygun görülmez. "Çok rahmet sahibi, gayet merhametli ve sonsuz rahmeti
bulunan" diye tefsir edilip açıklanabilirse de, yalnız yüce Allah’ın özel bir
ismi olduğundan dolayı tam anlamıyla tercüme edilemez. Dilimizde onun tam
karşılığı olan bir kelime yoktur. "Esirgeyici" olarak tercüme edilmesi de doğru
değildir. Dolayısıyla bu anlam Rahman isminin tercümesi olamaz. "Acıyan" diye
tercüme edilmesi de onun tam anlamını vermekten uzaktır. Çünkü kuru bir acıma
merhamet değildir. Bilindiği gibi, merhamet acıyı giderip yerine sevinç ve
iyiliği getirmektir. Bu itibarla merhametli sözcüğünden anladığımız anlamı,
diğerlerinden anlayamayız. Rahman, "pek merhametli" şeklinde eksik olarak tefsir
edilebilirse de tercüme edilemez. Yüce Allah’ın rahmeti, sadece bir iyilik
duygusundan ibâret değildir. O’nun rahmeti, insanlara iyilik dilemesi ve
sayılamayacak kadar nimetler vermesidir. O halde "Rahman" ismini böylece bilmek
ve anlamak gerekir. Her gün karşılaştığımız ve içinde bulunduğumuz nimetler,
aslında bize Rahman’ın en güzel açıklamasıdır.

4) RAHÎM: "Çok merhamet edici’ anlamında bir isimdir. Allah’ın sıfat ismi
olmayıp, Allah’tan başka varlıklara da verilebilen bir isimdir. Bu iki sıfat
"Rahmet" mastarından türemiş olmakla beraber, aralarında ifade ettikleri anlam
bakımından farklar vardır. Rahman ve Rahîm arasındaki bu farklar şöylece
belirtmek mümkündür:

a) Rahman sıfatı; daha ziyâde ezelle; Rahîm sıfatı ise daha çok ebedle
ilgilidir. Bu nedenle hadislerde yüce Allah’ın hakkında "Dünyanın Rahman’l
ahiretin Rahîm’i" ifadelerinin kullanıldığını görüyoruz. Rahman sıfatı bütün
insanları; Rahîm sıfatı ise yalnız müminleri kapsar.

b) Rahman sıfatı; hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmaksızın varlıkları yaratmak,
meydana getirmek, onların çalışıp çalışmadıklarına bakmadan sayısız nimetlerle
nimetlendirmek anlamına gelirken; Rahîm sıfatı Allah’ın emirleri doğrultusunda
çalışanlara, çalıştıklarının karşılığını vermek anlamına gelmektedir.

c) Rahman sıfatı; ümitsizliğe, karamsarlığa imkan bırakmayan kesin bir ümit ve
ezelî bir yardım ifade eder. Rahîm sıfatı ise, yaptığımız işlerimizin Allah
tarafından mükâfatlandırılacağını ifade etmektedir. Bu nedenle Rahman sıfatının
ifade ettiği mânâda mü’min ve kâfir eşit tutulup ayırım yapılmamış; Rahîm
sıfatının belirttiği manada ise, mü’min ve kâfir açık bir farkla ayrılmışlardır.

5) el-MELİK: Yüce Allah Melik’tir. Yani mülk sahibi, bütün eşyanın ve
yaratılanların tek mâlikidir. Bütün varlıklar üzerinde emretme, istediği gibi
tasarruf etme, hiçbir şarta bağlı olmaksızın sahip olma O’na mahsustur.
Yarattıklarına emretme, sakındırma, cezalandırma, istediğini zelil, dilediğini
de aziz etme kudretine sahip olan yalnız yüce Allah’tır. O yarattığı mülkünde ve
orada olanların hepsinde yegane hükümdardır. Sonsuz kudretiyle onları idaresi
altında tutan tek Allah’tır..

6) el-KUDDÛS: Her türlü hata, gaflet ve acizlikten uzak, eksiklikten beri,
mutlak kemâl sahibi anlamında. Allah, sonradan olma ve hiçbir tasvir kayıtlarına
sığmayan, hakkında hiçbir eksiklik düşünülemeyen en mukaddes olan en yüce
varlıktır (el-Haşr, 59/23; el-Cum’a, 62/1).

7) es-SELÂM: Allah, her türlü eminliğin, salimliğin aslı olup, ayıptan kusurdan
ve her çeşit eksikliklerden uzak olan yüce yaratıcı anlamındadır. Allah, yok
olmaktan ve hatıra gelen her türlü eksikliklerden uzaktır. Buna göre dünyadan ve
ahiretten emin olmak isteyenleri ve kurtuluşa ermek dileğinde bulunanları,
kurtuluşa erdirecek olan da yalnız Allah’tır (el-Haşr, 59/23).

8) el-MÜMİN: Allah’ın iman ve güven veren her türlü şüphe ve tereddütleri
kaldıran anlamında bir ismidir. Allah, korku içinde olanlara emniyet ve güven
verendir. Bu bakımdan her türlü korkudan emin olmak için Allah’a iltica
edilmeli, O’na sığınılmalıdır.

9) el-MÜHEYMİN: Allah’ın görüp gözeten, her şeye şahit olan, her şeyi koruması
altına alan, onları muhâfaza edip saklayan olduğu anlamına gelir.

10) el-AZİZ: Allah’ın, hiçbir yönden mağlup edilemeyen, her işinde mutlak gâlip
gelen, son derece izzetli ve yüce olduğu manasına gelir. Hiçbir yönden benzeri
olmayan dilediğini yapan ve buna güç yetiren, yüce varlığını ve kudretini hiçbir
gücün mağlup edemediği tek yaratıcı Allah’tır.

11) el-CEBBAR: Allah’ın, yarattığı tüm varlıklarının ihtiyaçlarını karşılayan,
her konuda çok güçlü ve kudretli olduğu anlamındadır. Ayrıca Allah’ın
yarattıklarının tümünü kendi iradesine mecbur eden, dilediğini de zorla
yaptırmaya gücü yeten, kesin hükmüne karşı gelinemeyen yaratıcı olduğu anlamına
da gelir. Yüce Allah’ın "Cebbâr" sıfatı sebebiyle insanların, işlerine kendi
iradeleri ve serbestlikleri olmadığı sanılmamalıdır. Çünkü Allah, bildirdiği
emir ve yasaklarına uyup uymama konusunda insanları kendi iradelerinde serbest
bırakmıştır. Şüphesiz insanların, Allah tarafından akıllı ve iradeli
yaratılmalarının bir anlamı vardır. Allah, insanı O’nun hükümlerini tanıyıp
bilmesi için akıllı, kendi irade ve istekleri ile O’nun emrine uymaları ve
gösterdiği bu yolda yürümeleri için de serbest iradeli yaratmıştır.

Ancak Allah’ın, insanlara işlerinde serbestlik tanımış olması, onların bütün
isteklerini yerine getirmeye mecbur olduğu anlamına gelmez. Örneğin Allah’ın
emirlerini dinlemeyip O’na karşı gelen asiler, günahkârlar cezaya yanaşmak
istemeseler de vakti gelince cezalarını çekmeye mecbur olacaklardır. Allah’ın
mutlak iradesi ve kudreti altına girmeyen hiçbir varlık düşünülemez. "Allah’ın
dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi, ister
istemez O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülüp götürüleceklerdir" (Âlu İmrân,
3/83).

12) el-MÜTEKEBBİR: Allah’ın her hususta çok büyük ve azamet sahibi ulu bir
yaratıcı olduğu anlamındadır. Büyüklük O’nun hakkıdır. Yaratılmışların
hiçbirinin böyle bir hakkı yoktur. Allah, zatında sıfatlarında ve işlerinde,
mutlak manada büyüklüğün tek sahibidir. Hiçbir insan için bu mânâda bir
büyüklükten söz edilemez. Kendilerini büyük sanan nicelerinin, Allah’ın sonsuz
kudreti ve büyüklüğü karşısında ne kadar küçüldükleri imkân imkânsız olan bir
gerçektir. Büyüklük sevdasına kapılanların yok olmalarına, bazen küçücük bir
olay hattâ çok küçük bir yaratık, bir mikrop bile yetmiştir. Bu gerçek
karşısında insanlar hangi büyüklükten söz edebilirler?..

13) el-HÂLİK: Allah’ın yaratıcı olduğunu belirten bir sıfattır. Yaratmak ise bir
şeyi var etmek, hiç benzeri olmayan bir şeyi meydana getirmek demektir. Bu
manada Allah’tan başka hiçbir yaratıcı yoktur. Herşeyi yaratan O’dur. İnsanların
ortaya koydukları şeyler yaratma değildir; var olanlardan yeni bir şey elde
etmektir. Allah, yaratandır; O’nun dışındaki tüm varlıklar ise yaratılmıştır.

14) el-BÂRÎ: Allah’ın, yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizâm üzere yaratması,
olgunlaştırarak birbirinden farklı niteliklerde meydana getirmesi mânâsındadır.
Şüphesiz varlıkları seçip, düzenleyip olgunlaştırarak her birini ayrı bir
özellikte yaratan Allah’tır.

15) el-MUSAVVİR: Allah’ın yaratmış olduğu varlıkların şekil ve durumlarını
takdir edip, dilediği şekilde meydana getirmesi, şekillendirmesi anlamına gelir.

16) el-GAFFÂR: Kullarının günâhlarını affeden ve çok bağışlayan yüce varlık
anlamına gelir. Günâh işlemek insanların özelliği olduğu gibi, onların
günâhlarını örtmek ve bağışlamak da yüce Allah’ın ayrılmaz sıfatlarındandır.

17) el-KAHHÂR: Allah’ın ziyadesi ile kahredici, yok edici yüce bir varlık olduğu
manasına gelir. Sonsuz kudretinin karşısında hiçbir kimsenin gücü ve kudreti
olamaz. Ama serbest iradeleriyle O’nun karşısına çıkma cüretini gösterenlere de
lâyık oldukları cezaları tam olarak verecektir. Allah’ın kayıtsız üstünlüğüne
sınır koyacak hiçbir varlık yoktur.

18) el-VEHHÂB: Allah’ın çok hibe eden, çok fazla bağışlayan olduğu anlamına
gelir. Hak sahibi olmadıkları halde yarattıklarına çok çok verendir.

19) er-REZZÂK: Allah’ın bütün yaratıkların rızıklarını veren olduğunu ifade
eder. Her canlı için gerekli gıdayı bahşedip yaratan ve bol bol veren Allah’tır.

20) el-FETTAH: Kulların, her türlü güçlük ve sıkıntılarını açan ve kolaylaştıran
manasına gelir. Faydalı ilimlere karşı insanların kalbini açarak, onların
islerini kolaylaştıran, bütün zorluklarını ortadan kaldıran yüce Allah’tır. Her
işinde üstün gelen O’dur.

21) el-ÂLİM: Allah’ın, çok bilen, bilgisi ezelî ve ebedî olan, her şeyi her
yönüyle bilen tek yaratıcı olduğu manasını ifade eder.

22) el-KÂBIZ: Allah’ın, her şeyi sonsuz kudreti altına alan, bu kudretiyle
kuşatıp kavrayan, her şeyi emri altına alıp tutan en yüce varlık oldu

Bu anlamına gelir.

23) el-BÂSIT: Allah’ın, her hayrı veren, lütuf ve rahmetini kullarına yayan yüce
yaratıcı olduğunu ifade eder. Allah, insanlara rızık, neşe, rahatlık ve bolluk
vererek onlara lütuf ve rahmetiyle muâmele etmektedir.

24) el-HÂFID: Allah’ın, emirlerini dinlemeyen, başkalarını beğenmeyen,
büyüklenip hak ve hukuk tanımaz zorbaları rezil, perişan eden anlamına gelen bir
ismidir.

25) er-RÂFİ: Kaldıran, yükselten ve yüksek olan anlamlarına gelir. Gönülleri
iman ve irfan ışığıyla parlatan, yüksek gerçeklerden haberdar eden yüce
Allah’tır. Her yönüyle yüce ve yüksek olan O’dur.

26) el-MU’İZZ: İzzet ve ikrâm edici, şeref sahibi anlamına gelir. Yalancılığa,
samimiyetsizliğe itibar etmez.

27) el-MÜZİLL: Yüce Allah’ın, lâyık olanları zillete düşüren, zelil kılan,
onları hor ve hakir eden anlamına gelen bir sıfat isimdir.

28) es-SEMI’: İşiten, işitme kuvve tine sahip olan ve işitme gücünü verendir. O,
hiçbir şartla ve kayda bağlı olmaksızın işitir.

29) el-BASÎR: Herşeyi her yönüyle eksiksiz gören, yaratıklarına da görme
duyusunu veren anlamını taşır.

30) el-HAKEM: Hüküm koyan, emir veren, varlıklar hakkında hükmünü tamamen icra
eden anlamına gelir.

31) el-ADL: Allah’ın herkese hakkını veren, koyduğu âdil hükümleriyle zulme razı
olmayan, zulmü ve zâlimi sevmeyen anlamına gelen sıfatının ismidir. O, hüküm
verenlerin en hayırlısıdır (el-A ‘raf, 7/85; Yûnus, 10/109; Yûsuf, 12/80).

32) el-LATÎF: En ince işlerin bile bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına
nüfuz edilemeyen en ince şeyleri de yapan, seçilmez yollardan da kullarına
çeşitli faydalar ulaştırandır (el-En’âm, 6/103).

33) el-HABÎR: Herşeyden haberdar olan, her şeyin iç yüzünden ve gizli tarafından
her yönüyle haber sahibi bulunan, onlara yumuşak davranarak cezalarını geriye
bırakandır.

34) el-HALİM: Acele etmeyen, günahkârların cezasını vermeye güç yetirdiği halde
bunu acele yapmayıp, onlara yumuşak davranarak cezalarını geriye bırakandır.

35) el-AZİM: Çok yüce ve çok büyük olan; sınırsız ve kayıtsız büyüklük, üstünlük
de yalnız O’ndadır.

36) el-GAFÛR: Mağfiret eden, yargılayan, suçları bağışlayan, affeden, insanların
beğenilmeyen taraflarını gizleyendir.

37) eş-ŞEKÛR: Çok şükre lâyık olan, kendi rızası için şükredilen, şükür olarak
yapılan iyi işlerin daha fazlasıyla karşılığını veren, insanlara nimetlerini
artırarak şükür muamelesi yapandır.

38) el-ALİYY: Yüksek, büyük ve yüce olan; kudrette, bilgide, hükümde, irâdede ve
diğer bütün kemâl sıfatlarında üstün olandır. Herşey O’nun hükmü ve emri
altındâdır.

39) el-KEBİR: Büyük, yüce anlamında olup, Allah’ın kâinatı ve ondâkileri hüküm
ve kudretiyle idâre eden, her şeyi hükmü altına alan sıfatının ismidir.

40) el-HAFIZ: Muhafaza eden, koruyup saklayan, yapılan işleri bütün
ayrıntılarıyla saklayıp, her şeyi belli vaktinde afet ve belâlardan koruyandır.

41) el-MUKÎT: Rızıkları yaratıcıdır.

42) el-HASÎB: Herkesin yaptıklarını takdir eden, yapılanları bütün
ayrıntılarıyla bilip her insanı hesaba çekerek yaptığının karşılığını verendir
(el-Ahzâb, 33/39).

43) el-CELÎL: Büyüklük ve ululuğu pek yüce olandır. Sıfat ve-isimleriyle her
türlü büyüklük kendine ait olandır.

44) el-KERÎM: Cömert, kerem sahibi; muktedir iken affeden, cömertlik duygusunu
veren, va’dini yerine getirendir.

45) er-RAKÎB: Görüp gözeten, murâkebe eden, bütün varlıklar üzerine gözcü olup
bütün işlerini kontrol altına alandır (en-Nisâ, 4/1).

46) el-MUCÎB: İcâbet eden, isteyene karşılık veren, teklifleri bilen ve O’na
yalvaranların isteklerine icâbet eden ve karşılık verendir (el-Bakara, 2/186).

47) el-VASİ’: Bağışlaması bol ve rahmeti çok olandır. Yarattıklarına maddi ve
manevigenişlik verendir (el-Bakara, 2/247).

48) el-HAKIM: Herşeyi inceliğiyle bilen, bu bilgisine göre emir ve yasakları
vâzeden, buyrukları ve bütün işleri yerli yerinde olandır.

49) el-VEDÛD: Çok şefkatli, muhabbetli, salih kullarını çok seven ve onlarca çok
sevilen, onları rahmet ve rızasına erdiren; sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya
yegane lâyık olandır. Sevgi ve dostluk hissini yaratandır (Hud, 1 1/90).

50) el-MECÎD: Şan, şeref, büyüklük ve kudretinden dolayı yüce olan ve güzel
işlerinden dolayı da sevilip övülendir. Şeref, ancak kendi emir ve yasaklarına
uymakla elde edilebilir (Hud, 11/73).

51) el-BAİS: Sebepleri yaratan ve ölüleri diriltendir. İhtiyaçlarma göre
insanlara peygamberler gönderendir.

52) eş-ŞEHÎD: Herşeye şahit olan, her şeyi hakkıyla gören, bilen ve muamelesini
de buna göre yapandır.

53) el-HAKK: Varlığı hiç değişmeyen, hiç yok olmayan ve gerçek olandır (el-Hacc,
22/6).

54) el-VEKİL: Hayatını, O’na tevekkül ederek düzenleyen ve böylece O’na
sığınanların işlerinde kendilerine yardım edendir; İdaresinde hiçbir kayda ve
şarta bağlı olmayandır.

55) el-KAVÎ: Kudretli, güçlü ve sınırsız kuvvet sahibi olandır. Herşey O’nun
kudret ve kuvveti karşısında güçsüzdür; O’na boyun eğmek zorundadır.

56) el-METİN: Metânetli, kuvveti çok şiddetli olup hiçbir iş O’na zor değildir.

57) el-VELÎ: Emir sahibi ve iyi insanların yani müminlerin dostu (velisi) olup
onlara yardım ederek işlerini yönetendir.

58) el-HAMÎD: Çok övülen, övgüyle değer sıfatlarıyla hamd edilendir. Bütün
varlığın diliyle övülmeye lâyık ve her an hamd edilen tek yüce varlıktır.

59) el-MUHSÎÎ: Allah, çokça veren, sonsuz düşünülse bile her şeyin sayısını her
yönüyle bilendir.

60) el-MÜBDÎ: Hiç yoktan ortaya koyan, vareden, yaratandır. O’ndan başka
yaratıcı yoktur.

61) el-MU’ÎD: Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratandır. O’ndan başka
yaratıcı olamaz.

62) el-MUHYÎ: Dirilten, canlandıran ve hayat verendir. O’nun öldürdüğüne kimse
hayat veremez (Fussilet, 41/39)

63) el-MÜMÎT: Öldüren, ölümü her canlıya takdir edip bunu uygulayandır.

64) el-HAYY: Diri, canlı hiç ölmeyen, hayatı ezeli ve ebedi olandır.

65) el-KAYYÛM: Baki ve ebedi olan; her şeyin O’nun kudret ve iradesiyle
varlığını sürdürebildiği tek varlıktır (el-Bakara, 2/250; Âlu İmrân, 3/1).

66) el-VÂCİD: Var olan ve her şeyi vareden, icad eyleyen; varlığı kendinden
olan; dilediğini istediği anda var edip yaratandır. O’na karşı hiçbir şey
kendini gizleyemez.

67) el-VAHİD: Tek, bir olmak, Allah ikincisi olmayan tek birdir. Zatında,
sıfatlarında, işlerinde ve hükümlerinde asla ortağı-dengi ve benzeri
bulunmayandır.

68) es-SAMED: Hiçbir şeye muhtaç olmayan, tüm yaratıkların ihtiyacını gideren ve
her türlü istekte doğrudan kendisine başvurulandır.

69) el-KADÎR: Kudret sahibi, tükenmez kudreti olan, istediğini dilediği gibi
yapmaya muktedir olandır. Her türlü güç ve kuvvet de O’ndandır (el-Bakara,
2/20).

70) el-MUKTEDİR: Gücü her şeye yeten, her şeyi dilediği duruma getiren, kuvvet
sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf edendir.

71) el-MUKADDİM: Herşeyden önce olan, dilediğini öne alan; dilediğine maddi ve
manevi nimetler verip yükselten, öne geçiren, ilerlemelerini sağlayandır.

72) el-MUAHHİR: Herşeyden sonra yine var olan; emir ve yasaklarına uymayanları
zelil edip arkaya bırakan, istediğini geri koyandır. Sonunda yine sadece O var
(olarak) kalacaktır.

73) el-EVVEL: Herşeyden önce, öncelerin öncesi, başlangıçların yaratıcısı ve
varlığının öncesi olmayandır.

74) el-AHİR: Herşey son bulunca O, var olarak kalacaktır. Varlığının sonu
yoktur.

75) ez-ZÂHİR: Görünen, varlığında hiç şüphe olmayan, varlığı her şeyden aşikâr
olandır. Her yaratık yaratanının görülen bir şâhididir.

76) el-BATIN: Gizli, cisim olarak görülmeyen, varlığı gizli olan, ancak varlığı
da kesin olarak bilinendir. (Hayal, duygu, akıl ve düşüncenin de görülmeyip
eserle varlıklarının kesin olarak bilinmesi gibi).

77) el-VALÎ: İdare eden bu büyük kâinatı ve onda her an olup bitenleri idare
edip yönetendir. İdare etme yeteneği O’nundur.

78- el-MUTE’AL: Yüksek ve yüce varlık… Bilinenlerin en üstün olanı… Akım
yaratılmışlarda mümkün gördüğü her şeyden çok yüce olandır.

79) el-BİRR: İyilik ve güzellik, bağışta bulunma, kullarına yardımcı olma
anlamlarında Yüce Allah’ın bir sıfat ismidir. İyiliği ve ihsânı çoktur. İyilik
ve ihsan gibi hisler de sadece ondadır (et-Tûr, 52/28).

80) et-TEVVÂB: Tövbeleri çok kabul eden, tövbe kapısını açık tutarak tövbe etme
imkânı verendir. Samimi olarak günahlardan dönüp tövbe edenleri bağışlayandır.

81) el-MÜNTEKİM: İntikam alan, günahkârları, adaletiyle yargılayarak lâyık
oldukları cezaya çarptıran demektir.

82) el-AFÜV: Merhametli, daima affeden, günâhlardan dilediğini affedip suçları
bağışlayandır.

83) er-RAÛF: Çok merhamet eden, insanları yükümlü tutmada pek müsâmahalı ve
yumuşak davranandır.

84) MALİKÜ’L-MÜLK: Herşeyin tek sahibi, her ne varsa O’nundur. Herşey üzerinde
mutlak tasarruf yetkisi sadece O’na aittir. O h;llde Ondan başkasına kulluk
edilmez.

85) ZÜLCELÂL-İ VE’L-İKRÂM: Celâl ve ululuk sahibidir. İkrâm ve ihsân edicidir.
Hürmet ve saygıya yegane lâyık ve tüm büyüklüklere sahip olandır.

86) el-MUKSİT: Doğru hareket eden, bütün işlerini birbirine uygun ve yerli
yerinde yapandır.

87) el-CÂMİ: Derleyen, toplayan, her şeyi kudreti içinde bulundurup dilediğini
istediği anda ve istediği yerde toplayandır.

88) GANÎ: Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hakkında noksanlık ve ihtiyaçtan
sözedilemeyendir.

89) el-MACİD: Kerem ve müsâmahası sınırsız olandır. İnsanlara iyilikle muamele
edip onları himâye etme lütfunda bulunan, her türlü sıkıntılarını giderendir.

90) el-MÂNİ’: Herşey O’nun emir ve korumasına bağlıdır. O’nun emri olmadıkça
hiçbir şey olamaz. İstemediği şeyin, yani takdir etmediğinin olmasına imkân
yoktur.

91) en-NÛR: Alemleri, bütün kâinâtı nurlandıran, aydınlatan; istediği simalara,
zihinlere ve gönüllere nur, aydınlık ihsan edendir.

92) el-HADÎ: Hidâyet eden, doğru yolu gösteren; hidayet yaratan; istediğini iyi
işlerde başarıya ulaştıran, kullarına doğru yolu gösterendir.

93) el-BEDÎ: Eşi ve benzeri olmayan, bir şeyi en mükemmel yapan, yaratan, eşsiz
ve görülmemiş şeyleri varedendir. Varlıklar âleminde O’nun eşi ve benzeri
yoktur. Hayret verici âlemleri yoktan var eden, icad eden O’dur.

94) el-BÂKÎ: Sürekli var olan ve var olacak olandır. Sonu olmayandır. Allah’ın
varlığının sonu yoktur.

95) el-VARİS: Tüm varlıkların gerçek sahibi, varisidir. Servetlerin geçici
sahipleri yok olduktan sonra da varlığı devam eden ve o servetlerin sahibi
olandır.

96) er-REŞÎD: Doğru yolu gösteren: İnsanları, peygamberlerin getirdiği ve tebliğ
ettiği kitaplar vasıtasıyla doğru yola iletendir. Allah, bütün işleri ezeli
takdirine göre yönetip, dosdoğru bir düzen içinde sonuca ulaştırandır.

97- es-SABÛR: Çok sabırlı, hiçbir şeyde acele etmeyen; kendine isyan edenleri
cezalandırmada acele etmeyip, onlara süre verendir.

98- ed-DAR: Elem ve zarar verici şeyleri hikmetinin gereği olarak yaratandır.
Yüce Allah, zarar veren şeyleri yaratmıştır. Fakat onlardan zarar görmemizi
değil, akine maddi-manevi bütün zararlardan sakınarak korunmamızı emretmiştir.

99) en-NAFİ: Hayır ve fayda verici şeyleri yaratandır. Bütün olaylar
sebepleriyle meydana geliyorsa da, sebepler yok’u var edemez. Onlar ancak
insanların elinde birer vesîle ve Hakk’tan isteme vâsıtası olmak üzere
yaratılmışlardır.

Allah’ın zâtı, bir: güzel isimleri (esmâü’l-hüsnâ) ise çoktur. Allah’ın doksan
dokuz ismi hadis-i şeriflerde de bildirilmiştir. İbn Kesir, tefsirinde, Buhâri
ve Müslim’in Ebû Hureyre (r.a.)’den naklettikleri bir hadis-i şerifte
Peygamberimiz ( s.a.s.)’den şöyle buyurduğu rivâyet ediliyor:

"Yüce Allah’ın bir eksiğiyle yüz ismi vardır. (yani doksandokuz). Kim onları
sayarsa cennete girer. O tektir, tek ‘i sever. "

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s